Bazen olmaz, elimizden gelen her şeyi yapsak bile olmaz…
Sonra duygularımız ve düşüncelerimizin içinde boğulurken buluruz kendimizi…

Özellikle zorlu zamanlarda, insan tamamen kendini ya da dış faktörleri suçluyor.
Ama hatalar, nadiren tek taraflı oluyor.
Hep aynı şeyleri yaparak sonucun değişmesini bekliyoruz. Belki sonuç için sergilediğimiz davranışlar doğru, ama yöntem ya da izlediğimiz yol doğru değil.
Belki de o yöntem artık işlevsiz...

Hep Aynı şeyleri yaparak sonucun değişmesini beklemek, bence neden-sonuç ilişkisini nasıl kurduğumuzu fark etmediğimiz için…
Ve bu çıkmaza girdiğimizde, psikolojik olarak keşmekeşin içinde bulu veririz kendimizi.
Günden güne daha hırçın, daha daha daha yorgun hissederiz. Gece uyuyamaz, sabah uyanamayız…⁣

Belki de, önce yaşadığımız olaylara biraz dışardan bakmak, bugüne kadar fark edemediğimiz, ama burnumuzun ucunda olan çözümleri gösterecek.

Her seferinde kendimize sözler veririz. Mesela her pazartesi diyete başlarız, sigarayı bırakırız, eğitime başlarız ya da iş arama sürecine girdiğimizi tekrarlarız.⁣
Kararlar alırız, ama arkasında duramayız. Hafta bitmeden kararlarımızı unuturuz.
Çünkü değişim hiç kolay değildir.
Değişmek uzun bir yoldur…
Çünkü bizi biz yapan onlarca parça varken, bir anda değişemeyiz.

Çok uzun zamandır ‘ruhsal ya da psikolojik tatmin nedir?’ diye düşünüyorum.

Maddi imkanların sınırsızlığı mı?
Harika bir karaktere sahip olmak mı?
Muhteşem bir iş mi?
Sevmek ve sevilmek mi?
Sağlık mı?

Tüm bunları düşündüğümde insanların neden kendilerini bu kadar ihmal ettiklerini de merak etmiyor değilim…

Bence, hissettiğimiz şeylerin bize bir mesajı var. Mesaj iletiliyor, okuyoruz ama anlamıyoruz, anlamlandıramıyoruz… Bir tik ‘gönderildi’, iki tik ‘iletildi’, iki mavi ‘okundu’; ama üç yeşil tik ‘anlaşıldı’, hiç olmuyor.

Mülakat simülasyonu yaptığım deneyimli adayların, sevmediği bir işte çalışmanın ruhsal yükünü sırtında taşıdığını gözlemliyorum.
Onları dinlediğimde bazı şeylerin bir süre sonra mecburiyete dönüştüğünü gördüm.

İşsiz kalmamak, dışlanmamak, para kazanmak zorunda olmak…
Çünkü, şikayet ettiğimiz durumlar bile, konfor alanımız aslında; ve konfor alanından çıkamadıkça sabretmek bile işkenceye dönüşür.
Tabii biz de mutsuz, sabırsız, huysuz biri haline dönüşürüz.

İş hayatımız bir anda tüm yaşantımızı etkiler…

Peki ne yapmalıyız?

Çok uzun zamandır içimde kapanmayan bir boşluk var. Eminim birçok kişi hayatında böyle hissediyor.

Öncelikle bize iyi geleceğini düşündüğümüz küçük bile olsa anlamlı şeyler yapmalıyız…
Küçük motivasyonlar, kendimize güvenimizi arttırır. Konfor alanımızdan daha kolay sıyrılmamızı, hatta belki üstümüzdeki ataleti atmamızı sağlar.

Sonra insan kendi kendine kalmalı. Hep bir ağızdan vır vır konuşan duygu ve düşüncelerinden uzaklaşmalı.
Sadeleşmeli aslında biraz...
Ne istediğini düşünüp bir yol haritası çizmeli. Rotası olmayan gemiye, hiçbir rüzgar yardım edemez.

Belki CV’ni güncelleyerek sana uygun olan başvuruları yapmalısın.
ya da
sana kendini aptal gibi hissettiren çalışma arkadaşınla konuşmalısın. Sonuç değişmese bile kendini ifade etmek sana iyi gelecek ve rahatlamanı sağlayacaktır.

Bazen kaybederiz, kazanmak için…
Sana iyi gelecek; yapmış ya da denemiş olmanın huzuruyla devam et.
Faydalı olması dileğiyle

Eda