Zorluklar karşısında pes etmeyenler, gerçek savaşçılardır..
Peki, zorluk nedir ?

Paulo Coelho Akra'da bulunan elyazmasında: "Zorluk, sadece kendi kimliğimizi tanımlamamıza yardımcı olsun diye yaratılmış kadim bir gerecin ismidir." demiş. Doğru söylemiş galiba..
Bana göre zorluk, kendi içimize ördüğümüz ve bizi içeride tutan duvarlardır.

Hayatımızın hemen hemen her döneminde, değiştirmek istediğimiz şeyler için kararlar alırız..Mesela her pazartesi diyete, spora başlarız..
Eve iş götürdüğümüz bir gün, iş ve özel hayatımızı dengeleyeceğimize dair sözler veririz kendimize..
Bu durumları tabi ki çoğaltabiliriz..
Çünkü kolay olan, iyi - kötü bir karar verebilmektir.

Peki, aldığın kararın arkasında durmak için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Sanmıyorum..

Gün içinde vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz iş hayatımızda, hem karar verebilmek, hem de üzerine uzun uzun düşündüğümüz kararlarımızın arkasında durabilmekte hepimiz zorlanıyoruz..
Çünkü bizi zorlayan birçok farklı etken söz konusu olsa da, en etkili olanı kendi kendimize yaptığımız kötülüklerdir.

Mesela iş hayatımızda,
-Yerimde sayıyorum, daha iyisini hak ediyorum, yaptığım iş görülmüyor, takdir edilmiyor, ben şov yapamıyorum, kuyumu kazmak için kim, nereyi sondajlıyor acaba :) sabahları işe gitmek istemiyorum, sanki kabusun içindeyim vb. cümlelerden beslenen olumsuz duygular, tüm psikolojini etkilemeye başlamışsa ve seni bir kara deliğin içine çekiyorsa, artık harekete geçmenin vakti gelmiş demektir.

Pekii, nasıl harekete geçeceksin?
İş hayatında hemen hemen hepimizin başına gelen ya da gelebilecek bir örnek üzerinden başlayalım :)

Örneğin, işinden memnun değilsin, sana bir şeyler katamadığını düşünüyorsun, üstüne üstlük bir de baskın ya da umursamaz bir yönetici ile çalışıyorsun.. (Her iki profilin de etkisi oldukça uç noktalarda)
İşinde güvensiz hissediyorsun, birlikte çalıştığın arkadaşların, bencil ve iki yüzlü, emeğinin karşılığını alamadığını düşünüyorsun..

İçinden bir şeyler yapmak geliyor.
Kariyer sitelerine girip CV’ni güncelliyorsun ve başlıyorsun başvuru yapmaya.

Bir yandan gitmek, yeni bir sayfa açmak istiyorsun, diğer yandan da her şeye sıfırdan başlamak gözünü korkutuyor; sonra kendini, kendine bir şeyler telkin ederken, aslında ‘avuturken’ buluyorsun.

- Yeni bir ortama girmek, yeni bir yere uyum sağlamak, yeni insanlar tanımak, yeni bir şirket kültürü, buradaki kıdemim, acaba biraz daha mı şans versem, aslında buradakiler de özünde kötü insanlar değiller, onları artık tanıyorum, durumları yönetebilirim galiba derken, bir bakmışsın karar vermenin yakınında bile değilsin.. Bir yerlere savrulup gitmişsin..

Aslında bu cümleler, attığın ilk ve en önemli adımlardan vazgeçmek için zihninin ürettiği bahanelerden ibaret..
Çünkü, konfor alanının dışına çıkmak
ve seni mutsuz eden şeylerle yüzleşmek gözünü korkutuyor..


Değişime direnmenin temelde iki nedeni var:
1- Kişinin, kendine güvenmemesi,
2- Konfor alanından çıkmaya cesaretinin olmaması.

Oysa ki, içinde bulunduğun durumu samimiyetle kabul etmenin ardından gelen cesaret, değişim için kaçınılmazdır..

Aslında hepimiz, o günlere gelene kadar hayatımızda kaç cephede savaştık, yendik - yenildik. Bizi biz yapan, içimizdeki gücü görmezden geldiğimiz her geçen an, kendimizi daha da yetersiz hisseder, bilgi ve becerilerimize güvenmeyiz.. Halbuki, yaşadığımız sıkıntıları ve bizi o kara deliğin içine çeken nedenleri tespit etmeli ve yol haritası çizmeliyiz..

Neden yaptığını bilmezsen, ne yaptığının bir önemi yoktur..

Buraya kadarki süreçte, ancak karar verme aşamasını tamamlamış oluyoruz :)
Bundan sonra, sürecin en zor kısmı başlıyor: Aldığımız kararın arkasında durabilmek..

Kararlarımızın arkasında durmakta tabii ki zorlanabiliriz..
İnsanız, değişim yolunda belki birçok alışkanlığından vazgeçmen ve yeni alışkanlıklar için istikrarlı olman gereken davranışları benimsemek gerekecek ya da konfor alanından çıkmak istemeyeceksin..

Böyle zamanlar sürecin en tehlikeli aşamalarıdır; çünkü zihin, bahaneler üretmeye başlar.. Eğer vazgeçersen, bir noktadan sonra, konfor alanının her noktası batmaya başlayınca, vazgeçtiğin o kararının, arkasında durman gerektiğini daha iyi anlarsın. Tabii artık çok geç değilse..

Hayatı yaşamak için, konfor alanımızdan çıkıp risk almamız gerekir; yoksa hayatı kaçırabiliriz.

Bu sürece devam edebilmek için, seni cesaretlendirecek küçük zaferler elde etmelisin..
Böylece başarı hissinin, ne kadar iyi hissettirdiğini göreceksin, motive olacaksın ve kendine olan güvenin tazelenecek.

#Sonsöz
Aslında kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, oluşturduğumuz duvarları yıkmaktan geçiyor, çünkü bizi içeride tutan, kendi içimize kendi ördüğümüz bu duvarlardır..

İçinde bulunduğun durumla kavgalı olmak, çatışmak, hayatı çekilmez hale getirmek, radyasyon gibi olumsuz enerji saçan biri olmak yerine, durumu kabul etmek, kabullenişten doğan cesaret ve cesaretin getirdiği değişim insanı her zaman canlı tutar..

Faydalı olması dileğiyle,
Eda Erdem