Onarmaya çalışmak mı, yıkıp yeniden başlamak mı ?

Kumdan bir kale düşünün. Çevresine su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.
Tüm ilginizle, emeğinizle, var gücünüzle, dikkatinizi vererek yapmışsınız.

Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar vuruyor, önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.
Siz, elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz.
Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.
Küçük plastik kovanızla devamlı koşturup duruyorsunuz.
Kan, ter ve panik içinde!
O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.

Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edebileceğini göreceksiniz.

Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.

Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.
"Alışmaya" çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.
Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. Kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?
Belki de sormalıyız artık..
Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi?

Eda Erdem